Çocukların mahremiyeti

Kısa bir tatil için doğası ve deniziyle huzur veren küçük bir kasabayı tercih ettik. Halk plajı oldukça meşhur denizi sığ ve özellikle çocuklu ailelerin güvenli olması nedeniyle çokça tercih ettiği bir tatil yeri. Güzel bir tatilin hoş olmayan, oldukça rahatsız edici, tatil süresince gözlemlediğim kritik bir durumdan bahsedeceğim.

Küçük ve doğal bir plaj olması nedeniyle plaj genellikle çok kalabalıktı. Deyim yerindeyse iğne atacak yer yok. Plajda genellikle küçük çocuklu aileler bulunuyordu. İlk gördüğümde önemsemedim. Bir adım sonra bir daha, az ötede bir daha…. ‘’bir dahalar’’ artarak devam etti. Rahatsız ve tedirgin olmuştum. Bazı ebeveynlerin kalabalıkların arasında hiçbir mahremiyet unsuru gözetmeden küçük çocukların üstlerini değişiyor olması dikkatimi çekti. Sanki çocukların çıplak hali kalabalıklara sunuluyordu. Kimisi kalabalıklar arasında bebeğinin altını temizliyor, kimisi erken ergenliğe merdiven dayayacak kadar büyümüş çocukların altını ve üstünü değişiyordu. Üstelik gözlemlediğim çoğu çocuğun cinsiyetinin erkek olması tedirginliğimi arttırmıştı.

Yıllardır ülkemizde kadına şiddetle mücadele konusunda hem ulusal hem yerel eylem planları hazırlanıyor, kamu kurumları ve STK’lar aracılığıyla proje ve çalışmalar gerçekleştiriliyor.  Gerek gönüllü gerekse profesyonel olarak katılım sağladığım kadına yönelik şiddetle mücadele çalışmalarında anladığım bir şey var. Karşılaşılan şiddet vakalarının altında çocukluk döneminde özellikle erkek çocukların mahremiyeti gözetilmemiş, cinsel organları aracılığıyla kahramanlaştırılmış, ‘’erkeğin malı meydanda olur’’ gibi deyimlerle normalleştirilmiş ve toplumda da çocukların insanların ortasında çıplak görünmesine müsaade ederek pekiştirilmiş cinsiyet algısı ve şemalar yatıyor. Çocukluk döneminde beyne kodlanan bu tür davranışlar ilerleyen dönemlerde psikoseksüel davranış bozukluğu olarak karşımıza çıkabiliyor. Bu tür davranış bozuklukları sadece mahremiyetten yoksun çocukluk yaşantısıyla açıklanmasa da kolaylaştırıcı ve yönlendirici bir etkiye sahip olduğunu söyleyebiliriz.   Şiddet, cinsel istismar gibi konularda yetişkinlerle yapılan önleyici çalışmalar sürdürülebilirlik açısından yeterli olamayabiliyor. Tam tersine bu çalışmaların erken çocukluk döneminden itibaren çocuklara aşılanması ve gelecek nesillere aktarılması gerekir. Tabi ki bunun yolu topyekûn eğitim ve toplumsal bilinçten geçiyor.

Etraftakilerin ilgisine mazhar olan, masum bir tutum gibi görünen olumsuz davranış kalıpları dramatik olaylara sebebiyet veriyor. Mesela sahilde ebeveyni tarafından hiçbir mahremiyeti gözetilmeyen bir   çocuk ‘’demek ki benim mahrem bölgelerimin görünmesi çok önemli değil, normal, herkes benim  her yerimi görebilir’’ algısı oluşturabiliyor. Plajda etrafındaki tüm yetişkinlerin özel bölgelerinin örtülü kendisinin çıplak olmasını normal sanan çocuk ilerleyen dönemlerde hangi amaçla olursa olsun bir yetişkin kendisini soymaya kalktığında bu durumun iyi niyet-kötü niyet ayrımını yapamıyor ve istismara açık hale gelebiliyor.  Kalabalıkların arasında pedofililerin, sosyal medyada çocuk pornografisi için resim ve video olarak malzeme toplayan cinsel istismarcıların olduğunu bilseydiniz ne yapardınız? Asla çocukların ortalık yerde çıplak görüntü vermesine izin vermezdiniz değil mi? Kalabalıkların arasında bu tür kişilerin olabileceğini hiçbir zaman göz ardı etmemek gerekiyor. 

Son zamanlarda pedofili vakaları, cinsel istismar gibi olaylar artmaktadır. Buna eşlik eden birçok faktör bulunmaktadır. Özellikle sosyal medyanın kötüye kullanımı, televizyon, dizi ve filmler ve geleneksel cinsiyetçi kalıplar cinsel istismar sorununa kaynaklık edebiliyor. Buna karşılık olarak son yıllarda çocukların mahremiyet bilinci geliştirmesi ile ilgili ciddi koruyucu ve önleyici çalışmalar da mevcut. Okullarda, camilerde ve diğer toplumsal merkezlerde çocuk mahremiyeti ile ilgili eğitici dramalar, seminerler, yazılı ve görsel bilgilerle farkındalık çalışmaları yapılıyor. Ancak okulda öğrendiğini evde ebeveynleri ile pekiştirmeyen bir çocuğun mahremiyet algısı kazanması oldukça zordur. İlerleyen dönemlerde de istenmeyen olaylara zemin oluşturabiliyor.  

Ebeveynler olarak mahremiyet bilinci kazanmak, çocukların mahremiyet ve sınırlarını korumak için biraz çaba ve gayret gerektiriyor. İçinde bulunduğumuz zaman özellikle çocuk gelişimi açısından çok karmaşık dinamiklere sahip. Çevresel riskler eski zamanlara göre daha yüksek. Riskleri minimize etmenin en önemli yolu bilinçli ebeveynliktir. Artık anne babalık sadece genetik kodlarla açıklanamaz. Anne babalık genetik özelliklerle birlikte belirli bir eğitim, şuur, farkındalık gerektiren değerler bütünü olarak açıklanabilir. Aksi takdirde olumsuz yaşam olaylarının önü alınamaz. Herkesin diline pelesenk olduğu gibi: ‘’eğitim ailede’’ başlar. Çocuklarınıza mahremiyet eğitimini erken çocukluk döneminden itibaren muhakkak verin. Sınırlarını öğretin. Başta kendiniz olmak üzere lütfen toplu ortamlarda çocukların mahremiyetine azami oranda özen gösterin. Çocukları çevresel risklere karşı korunmasız, savunmasız kalmasına izin vermeyin.

Sevgiyle,

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ersan Şimşek - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Düzce Parantez Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Parantez hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Düzce Parantez editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Düzce Parantez değil haberi geçen ajanstır.