DEPREM VE PSİKOLOJİK ETKİLERİ

Deprem gibi doğal afetler kontrolümüz dışında gerçekleşen doğal döngülerdir. Bunun neticesinde tekrardan normal hayata ve rutinlerimize adapte olmakta zorlanırız. Deprem yorgunu bir şehiriz. Toplumsal hafızamızda buna benzer pek çok olay var. 1199 depremlerini yaşadık ve tekrardan bu yıl 23 Kasım depremine maruz kaldık. Şunu bir kere daha anladık ki: deprem bu dünyanın ve bölgemizin bir gerçeği ve kontrolümüz dışında gerçekleşiyor.

 Ani ve şiddetli gelişen doğal afetler karşısında ortaya çıkan korku, panik gibi tepkiler doğal ve içgüdüsel tepkilerdir.  Yani anormal bir durum karşısında normal tepkiler olarak değerlendirilmektedir. Kriz esnasında yaşadığımız korku fiziksel ve psikolojik bütünlüğümüzü koruma işlevine sahiptir. Deprem sonrasında sürekli tetikte olma, kalp çarpıntısı, uyku problemleri, aşırı uyarılmışlık ve depremin olası sonuçları üzerine felaketleştirme gibi tepkiler oluşabilmektedir.  Bu gibi tepkilerin belli bir süre olması normaldir. Ancak gittikçe artan uyarılmışlık hali, korku ve diğer olumsuz etkiler devam ediyor ise uzman desteği alınmalıdır.  

Deprem sırasında ve sonrasında yaşanan korku,  fiziksel bütünlüğümüzü tehdit eden dışsal olaylar karşısında kendi fiziksel bütünlüğümüzü sağlayabilmemiz için vücudumuzda fizyolojik değişimler oluşturur. Bu esnada kaçmak ve hayatta kalabilmek için vücudumuzun ihtiyacı olan enerjiyi ve özgüveni sağlar. Yani yaşadığımız korku, bir çeşit alarm hali olarak düşünülebilir. Bu nedenle kriz durumlarında ortaya çıkan korku duygusu  sağlıklı ve hayatımızda işlevsel bir role sahiptir. Yaşadığımız bu durumun travmaya dönüşmemesi için duygusal boşalmalar yaşayıp kendinizi ifade etmeniz, yakın çevrenizle duygularınızı paylaşmanız yani sosyal destek almanız gerekmektedir. Sadece konuşmak bile rahatlamanıza yardımcı olur.  Konuşmak bir sağaltım aracı olarak düşünülebilir.

Henüz depremle ilgili hafızamız çok taze. Her geçen gün azalsa da depremle ilgili uyaranlara maruz kalıyoruz. Devam eden artçılar, haberler, videolar, görseller, boşaltılan ve yıkılan binalar, deprem çadırları gibi uyaranlar depremle ilgili deneyimlerimizi sürekli tetikliyor.  Bu nedenle belli bir süre korku ve kaygılarımız devam edebilir. Bir örnek verecek olursak;  her gün evden çıkıp işe veya okula giderken her an araba çarpacakmış gibi düşünüp evden çıkamamak gibi. Oysa bu risk her zaman var ve biz hiçbir şey olmayacakmış gibi evimizden çıkıp işimize gidiyoruz. Deprem korkusunu da buna benzetebiliriz. Her an deprem düşüncelerine odaklanırsak ve her an olacakmış gibi düşünürsek bu sefer de evlerimize giremeyiz. Bu nedenle dikkatimizi başka şeylere vermek gerekiyor. Ancak hâlihazırda deprem hafızamızın taze olması ve uyaranların henüz ortadan kalkmamış olması nedeniyle belli oranda dikkatimizin bu yönde gelişmesi olağan ve normaldir. Yukarıda belirttiğim gibi zaman geçtikçe, depremle ilgili uyaranlar azaldıkça korkularımız azalacak ve normalleşeceğiz.

Çocuklar deprem gibi doğal afet olaylarına anlam vermekte, yetişkinlerden daha fazla zorlanırlar. Duygularını anlatmakta deneyimsizdirler. Dünyayı ve evlerini güvenli bir yer olarak düşünürken bir anda korkuların, çığlıkların olduğu güvensiz bir alana dönüştü. Bu nedenle çocukların deprem sonrasındaki tepkilerine hassasiyet gösterilmelidir.   Öfke nöbetleri, uyku sorunları, korkunç rüyalar görme ve ağlayarak uyanma, arkadaşlarıyla beraber olma ve oyun isteğinin azalması, bebeksi davranışlar, dikkat bozukluğu, büyüklere aşırı bağımlılık geliştirme, yatak ıslatma, tanısı konulamayan ağrılardan yakınma, kusma, okul başarısında düşme gibi tepkiler görülebilir. Çocukların bu süreci sağlıklı bir şekilde geçirmesi için; mümkün oldukça çocuklarla oyun oynamak ve oyun gruplarına katılımını sağlamak,  günlük rutinleri korumak ve duyguları hakkında konuşmalarına fırsat vermek gerekir. Bu süreçte çocuklara yakın ilgi göstermek, istiyorlarsa ebeveynleri ile birlikte uyumak, fiziksel ve duygusal temas kurmak sorunun kısa sürede çözümüne katkıda bulunacaktır.  Hiçbir şey olmamış gibi davranmaktan kaçınılmalıdır. Eğer sorarlarsa depremle ilgili konuşulabilir ve duygularını ifade etmelerine olanak sağlanabilir. Bunun dışında yanlarında sürekli deprem ile ilgili konuşmaktan video ve görsellerden kaçınılmalıdır. 

Belirsizliğin, korku ve paniğin hâkim olduğu zamanlar fısıltı gazetesinin en etkili çalıştığı dönemlerdir. Çünkü binlerce insan aynı duyguyu yaşarken algılarımız da bu yönde şekilleniyor. Bu dönemde her sözün, her söylemin otomatik olarak alıcısı olur. ‘’Deprem çadırlarının kurulması daha büyük bir deprem olacağının habercisi de devlet bunu bizden gizliyor mu?’’  gibi gerçek dışı söylemleri insanlar dikkate alabiliyor. Aslında normal bir tepki. İnsanlar korkuyla hareket ederken rasyonel düşünceler geliştiremeyebilir. Ancak bu dönemlerde bilgi kirliliği çok fazla olur.  Bu nedenle devletimize, ilgili kurumlara, bilim insanlarına ve onların verdiği bilgilere güvenmeliyiz.

Güzel günlerde buluşmak dileğiyle,

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ersan Şimşek - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Düzce Parantez Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Parantez hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Düzce Parantez editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Düzce Parantez değil haberi geçen ajanstır.